Didem Çavuşlu

Hakkında
Branş
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık
Unvan
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Uzmanı, Eğitim Danışmanı
Çalıştığı Kurum
Bağımsız Danışman
Şehir
İzmir

İletişim
Web Sitesi

E-posta Adresi
Facebook
www.facebook.com/didem.c.tekeli
Instagram

Didem Çavuşlu: Çocukların Daha İyi Öğrenmesi için Öğretmen Eğitimi Şart!

 

 

Didem Çavuşlu - Eğitimci RöportajıTam yirmi yıl boyunca Türkiye’nin en iyi kolejlerinde görev almış olan psikolojik danışman Didem Çavuşlu ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Okullarda psikolojik danışmanların ve okul psikologlarının ne kadar önemli bir role sahip olduğunu biliyoruz. Ancak bu röportajda anlatılanların ardından bu mesleğin okullardaki kilit pozisyonunu daha da iyi anlamak mümkün. Buna ek olarak öğretmen eğitiminin önemini konuştuk. Öğretmenlerin çeşitli eğitimler alarak kendilerini geliştirmelerinin öğrencilere ve topluma ne kadar olumlu etkileri olduğunu görmek mümkün. Psikolojik danışmanların ve rehberlik birimlerinin bu eğitimlere verebileceği çok ciddi destekler var. Söyleşimizde bunlardan da bahsettik. Umarız söyleşimizi okurken sizler de bizim kadar keyif alırsınız…

 

 

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben Didem Çavuşlu. 1996 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun oldum. Çok farkında olarak yaptığım bir tercih değildi, ama sonradan aslında yapmam gereken bir işin tercihini yaptığımı gördüm. Bölümde okudukça konu beni çok daha fazla etkilemeye başladı. Ama yaptığım işi tam olarak algılamam ilk işimde oldu diyebilirim. İlk çalıştığım yer bir özel okuldu. Daha ilk günümde anladım ki yapmam gereken işi ve sevdiğim işi yapıyorum.

 

Eğitiminiz ve kariyeriniz boyunca başka hangi eğitimleri aldınız?

Çok sayıda eğitime, seminere, sertifika programına katıldım. Birkaç tanesini sayacak olursam; Boğaziçi Üniversitesi’nden P4C (Çocuklar için Felsefe) sertifikası, Yankı Yazgan’dan hiperaktivite sertifikası aldım. Ayrıca disleksi eğitmenliği, neuro dikkat, oyun ile öğrenme, çocuk koçluğu, çocukların gelişimine yönelik testler ile ilgili çeşitli programlara katıldım.

 

İlk işinizle ilgili ilginç bir anınız olduğunu söylemiştiniz, onu anlatır mısınız?

Evet, ilk işime başlamamın enteresan bir öyküsü var. Yeni mezun olmuştum. Bir gün otobüse bindim, E5’te gidiyordum. Bir okul gördüm, kolej tabelası vardı. Otobüs şoförüne o okula nasıl ulaşabileceğimi sordum. Beni sağda indirebileceğini, atlayarak o tarafa geçebileceğimi söyledi. Ben de indim, banketlerden atladım, okula yürüdüm. Güvenlik bana kim olduğumu sordu. İş başvurusunda bulunmak istediğimi söyledim. Üstümde de kot pantolon, beyaz tişört ve spor ayakkabı vardı. Birisi doldurmam için bir form uzattı. Doldurdum, formu içeri götürdüler. Beş-on dakika sonra geldiler ve “sizi müdür çağırıyor” dediler. Ben de yeni mezun halimle müdürün kocaman odasına girdim, içeride kocaman bir masası vardı. Müdür bana birkaç tane soru sordu. Sonra da beni telefonla arayacağını söyledi. Ben şaşkınlıkla okuldan çıktım. İki gün sonra telefonum çaldı, “seni öğretmen kıyafetiyle iki saat sonra okulumuza bekliyoruz” dediler. Ne takım elbisem, ne döpiyesim var! Hemen en yakın mağazaya koşup kendime bir öğretmen kıyafeti aldım ve hızlıca okula yetiştim. O gün işe alındım. Eğitim sektöründeki maceram bu şekilde başlamış oldu…

 

Başka hangi okullarda çalıştınız? 

İş hayatımın ilk yılları İstanbul’da geçti. Kolejlerde rehber ve psikolojik danışman unvanı ile çalıştım. Ağırlıklı olarak küçük yaş grupları ile çalıştım ve aslında bunu tercih de ettim. Çünkü çocukların o ilkokula başladıkları dönemdeki heyecanı yaşamak, velilerin çözüm arayışlarına cevap verebilmek çok güzeldi. İki yıla yakın bir süre Gürsoy Koleji’nde çalıştım. Daha sonra başka bir koleje geçtim ancak sahipleri 17 Ağustos depreminde vefat edince işler ters gitmeye başladı. Hemen devamında Uğur Koleji’nde çalıştım. Orada iki yıl çalıştıktan sonra İstanbul TED Koleji’ne geçtim. İstanbul TED Koleji’nin benim için adeta ikinci bir üniversite gibi olduğunu söyleyebilirim. Sonrasında Bursa TED Koleji’ne geçtim. TED Kolejlerinde dört yılım geçti. Son olarak da İzmir MEV Koleji’nde on yıl çalıştım. Devamında da işten ayrılarak bağımsız danışmanlık hizmetleri vermeye başladım. Gerek İstanbul, gerekse İzmir’de ailelere ve eğitim kurumlarına çeşitli destekler verdim. Şu anda da yeni bir girişimin ilk tohumlarını ekiyoruz, bununla ilgili detayları daha sonra verebilirim…

 

Didem Çavuşlu - Eğitimci RöportajıÖzellikle TED Koleji’nde kendinizi çok geliştirdiğinizden bahsettiniz…

Evet, orada özellikle öğrenme problemlerinin önemi ve bunların nasıl çözülebileceği ile ilgili çok güzel eğitimler aldım. Kulakları çınlasın, Ümran Korkmaz bu konuda bizlere çok destek olmuştu. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık biriminin ve öğretmenlerin öğrenme sorunları ile ilgili yapabileceklerini daha detaylı olarak öğrenmek benim için büyük bir şanstı. Öğretmenler öğrencilere sınıfta bir şeyler anlatıyorlar ama her öğrenci aynı şekilde öğrenmiyor. Farklı öğrenenler var, farklı öğrendiği için eğitim hayatında problem yaşayanlar var, bu sebeplerden okula gelmek istemeyen öğrenciler var. O eğitimle birlikte birçok kişi şunu daha iyi kavradı; rehberlik ve psikolojik danışmanlık sadece bir uzmanın odasında oturup öğrencilerle görüşme yapmaktan ibaret değildir. Öğrencilerin bahçe zamanları ve branş dersleri de dahil olmak üzere farklı durumlarda gözlemlenmesi gerekir. O süreçte öğrencilerin nasıl öğrendiklerini, öğretmenlerin verdikleri yönergeleri nasıl algıladıklarını, öğrenme tarzlarına uygun öğrenme çabalarının ne şekilde geliştiğini daha iyi kavradım. Hatta o günden sonra odasında oturmayan bir rehber öğretmen oldum diyebilirim!

 

Meslek hayatınızda size büyük etkisi olan başka hangi eğitimciler oldu?

Bursa TED Koleji’nde çalışırken Kayhan Karlı ile tanıştım. Kendisi orada genel müdürdü. Hayatımdaki en büyük değişimlerden birine sebep olan kişidir kendisi. Orada çalıştığım dönemden sonra da aralıklarla görüştük ancak kendisi öğretmen eğitimi ile ilgili bir vakıf kurup öğretmen eğitimine yöneldi. O öğretmen eğitimlerinden başlayan bir süreçle kendisinden aldığım birçok eğitim oldu. Kayhan Karlı’nın eğitimlerinde gördüm ki mesleğimle ilgili yapabileceğim çok daha farklı şeyler de var. Öğretmen eğitiminin ne kadar önemli olduğunu, öğretmenlerin bu eğitimlerle farklı öğrenen çocuklara yönelik meslektaş öğrenmesinin ve akran öğrenmesinin ne kadar önemli olduğunu o dönemde Kayhan Karlı sayesinde keşfettim.

 

“Öğretmen eğitimi” gerçekten kilit terim, öyle değil mi?

Kesinlikle. Veliler bir okulu araştırırken, okulu gezerken spor sahasına, havuzuna, bahçesinin güzelliğine daha öncelikli bakabiliyorlar. O okuldaki öğretmenin ne kadar iyi eğitim aldığını, mesleki anlamda kendini ne kadar geliştirdiğini hiç sormayabiliyorlar. Halbuki en önemli konu o. Çocukları sınıfa giriyor ve çocuk sınıfta ne havuzu ne de diğer unsurları görüyor. Zamanı en çok sınıfta öğretmeniyle geçiyor. Öğretmen bilgi olarak ne kadar donanımlı olursa, kendini ne kadar geliştirirse öğrencilerine o kadar yararlı olur. Öğretmen eğitiminin ne kadar önemli olduğunu iyice kavradığımda birçok öğretmen eğitimine katıldım ve bununla ilgili pek çok şey okumaya başladım. O öğretmen eğitimlerinde şunu da gördüm ki aslında öğretmenin hangi şehirde, hangi okulda olduğunun çok fazla bir önemi yok. En önemli şey, öğretmenin öğrenmeye ne kadar meraklı olduğu. Örneğin bahsettiğim eğitimlerde güneydoğudan, zor şartlardan büyük hevesle gelen devlet okulu öğretmenlerine rastladım. Öte yandan büyük şehrin merkezindeki büyük bir özel okulda çalışan ve mesleki anlamda kendini geliştirmeye istekli olmayan öğretmenlere de rastladım. Özetle öğretmenin eğitimi ile öğrencinin öğrenmesi arasındaki bağı keşfederek bu konuda ilerlemek çok önemli diye düşünüyorum.

 

Öğrencilerin problemlerinin birçoğunun öğrenme ile alakalı olduğunu söylemek mümkün mü?

Rehber öğretmenlerin klinik boyutta çocukların problemleriyle ilgilenmelerinin yanı sıra öğrenme süreçlerine, öğrenme şekillerine de dikkat etmesi ve bununla ilgili çalışmalar yapması gerekiyor. Okulda öğrenme ile ilgili sorunlarını çözememiş bir çocuğun okulu sevmesini ya da yüksek motivasyona sahip olmasını bekleyemeyiz. Okuldaki sorunların büyük bir kısmı öğrenme tarzıyla ilgilidir. Bence rehber öğretmenlerin odalarından ziyade oda dışında çalışmaları çok önemli. Bahçede, beden eğitimi dersinde, müzik dersinde, sınıflarda pek çok şey oluyor.

 

Didem Çavuşlu - Eğitimci RöportajıGünümüzde çocukların eski zamanların çocuklarından farklı olduğu söyleniyor, doğru mu sizce?

Şu anda çocuklar daha farklı besleniyorlar, daha farklı uyaranlara maruz kalıyorlar ve farklı yetiştiriliyorlar. İçinde bulundukları ekosistem eskiye göre çok farklı. Günümüzde bir çocuk artık sınıfta anlatılan şeyden eskiler kadar etkilenmeyebiliyor. Birçok bilgiyi öğrenerek geliyor. Çok farklı kaynakları var. Sınıfta doğru dille öğretme gerçekleşmezse, çocuklar öğrenmeden sınıftan çıkıyorlar. Günümüzde ayrıca artan sayıda şehirli çocuk, tek çocuk, ikiz, boşanmış ailelerin çocukları var. Çift dilli, çift kültürlü yetişen çocuklar da var. Yani yeni kuşağın öğretmenlerinin bunları da dikkate alarak hazırlıklı olmasında fayda var.

 

Bilgi ve becerilerin kazandırılması konusunda ne tür sıkıntılar var?

Şuna çok rastladım; çocuk iskelet sistemini, organları biliyor ama mesela düğmesini ilikleyemiyor. Bunun gibi temel becerilerin kazandırılmamış olması üzücü. Ya da yabancı dil öğrenme gayretinde ancak sosyal becerisi gelişmediği için insanlarla konuşmuyor.  Ve bunlar okul hayatını, öğrenme süreçlerini etkiliyor. O nedenle gerek öğretmenlerin, gerekse psikolojik danışmanların çocuklarla birebir çalışması gerekiyor. Masa başında çocuklara çeşitli testler yapılıyor. Ancak çocukların bahçe zamanındaki sosyal ilişkileri, beden eğitimi dersinde yönergelerin alabilmeleri, müzik dersinde işitsel becerileri çok önemli. Bunlara bakılmadan kağıt üzerinde bir değerlendirme yapılması aslında sağlıksız bir sonuca ulaştırır.

 

Rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümünden yeni mezun olanlara neler önerirsiniz diye soracaktım, yanıtın bir kısmını aldım aslında. O konuda eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Gerek devlet gerekse özel okullarda her kurumun kendine ait bir ekosistemi vardır. Bu sistemde okulların rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimleri, ya da okul psikoloğu adeta bir ar-ge (araştırma-geliştirme) birimi gibidir. Çünkü veli ayağını da, yönetim ayağını da, öğrenci ayağını da, öğretmen ayağını da bilirler. Öğretmenlerle yaptıkları her türlü çalışma, öğrencilere birebir yansır. Yirmi yıllık, otuz yıllık bir öğretmen bile olsa, değişim o kadar hızlı ki, ona ayak uydurmak için günceli takip etmek ve gereğinde rehberlik biriminden belli konularda destek almak çok önemli.  Oyunla öğrenme, en önemli konulardan biri. Yine dikkat ile ilgili oyunlar pek çok dersteki süreçlere katkı sağlayabiliyor. Yeni mezunlar ayrıca internetten pek çok bilgiye ulaşabilir. Ancak internette bilgi kirliliği de olduğu için bunları çok iyi süzmeleri ve güvenilir kaynaklara bakmalarını öneririm. EgitimciRoportaji.com bu güvenilir kaynaklardan biri mesela. Yine testleri de olduğu gibi kullanmamalarını, kendi okullarına, şartlarına uygun olacak şekilde kullanmalarını, farklı alanlarda gözlem yapmalarını öneririm.

 

Öğretmenlere önerileriniz nelerdir?

Öğretmenlik en zor mesleklerden biri. Öğretmenin kendisini sürekli geliştirmesi, hatta yeri geldiğinde değiştirmesi gerekiyor.  Yaz tatilleri ise öğretmenlerin kendilerini daha yoğun şekilde geliştirmeleri için önemli bir fırsat bence. Tatillerde hem dinlenmeleri hem de kendilerini geliştirmeleri çok önemli. Her an yeni bir jenerasyon geliyor. Öğrencilerin kayıt süreçlerinde gördüm ki her yıl farklı beceriler ilerliyor, farklı beceriler geriliyor. Bu da yaptığım değerlendirmeleri revize etmeme neden oldu. Birçok okul olgunluğu ölçeği var. Bunlar bazen kağıt üzerinde kalıyor. Gerçek yaşam becerilerine bakmak gerekiyor. Merdiveni inip çıkmak istemediği için okula gelmek istemeyen çocuklar gördüm. İnce motor, kaba motor becerisi, duygusal ve sosyal gelişimi… bu konulardaki eksikleri iyi tespit etmek lazım. Eskiden kaç kelime okuduğunda bakılırdı, şimdi okuduğunu gerçekten anlayıp anlamadığına bakıyoruz mesela.

Derse girip bir konuyu tek bir şekilde anlatmak ve bütün çocukların bunu aynı şekilde anlamasını beklemek sanıyorum en büyük yanılgılardan biri. Konuyu doğru algılayamayan veya hiç anlamayan pek çok öğrenci oluyor. Bu konuda rehberlik ve psikolojik danışmanlara ve okul psikologlarına da çok görev düşüyor. Öğretmenlerin en büyük destekçisi bizler olmalıyız. Ne kadar işbirliği içinde çalışırsak, öğrencilere o kadar çok yardımcı oluruz.

 

Sınav başarısı çok ön plana çıkan bir konu oldu. Sınavda başarı konusunda neler söylemek istersiniz?

Sınav sistemi sürekli değişiyor. Oysaki değerlendirme sadece o sınava göre olmamalı. Eğer okuduğunu iyi anlayan, yorumlayan, kendini iyi ifade eden, sosyal becerileri gelişmiş çocuklar yetiştirirsek sınav sistemi önemli değil. Karşısına çıkan şeylerle baş edebilecek bir duruma gelmiş olurlar zaten.

 

Rehberlik ve psikolojik danışmanlık uzmanlarının veya okul psikologlarının yaşadığı en önemli sıkıntı nedir?

Açıkçası bu mesleğin okullardaki öneminin tam kavranmadığını düşünüyorum. Bir rehberlik uzmanına veya okul psikoloğuna çok sayıda öğrenci düşebiliyor. Yani bir kişinin yüzlerce öğrenciyle ilgilenmesi beklenebiliyor. Bunun yanı sıra yazması gereken yazılar, raporlar, yapması gereken başka işler de var. Velinin haklı olarak beklentisinin yüksek olduğu, çocuktan çeşitli konularda yüksek performans beklendiği bu ortamda rehberlik uzmanlarının sayısının daha fazla olması gerektiğini düşünüyorum. Çocuklarla daha detaylı ve birebir sağlıklı şekilde ilgilenebilmek adına önemli bir konu bu.

 

Öğrenme konusunda daha önce akrandan öğrenme, meslektaştan öğrenme konularına değinmiştiniz…

Evet, özellikle eğitim sektöründe meslektaştan öğrenme çok önemlidir. Hatta öğretmenler meslektaşlarından öğrenmek zorundadırlar diyebilirim. Bu noktada rehberlik uzmanlarının çok ciddi katkısı olabilir. İnsan psikolojisini bilen kişiler olarak öğretmenlerin bu ilişkiyi kurmasında çok ciddi rol oynayabilirler. Öğretmenlerin kendilerini geliştirebilecekleri yayınları önermek, öğretmen eğitimleri düzenlemek rehberlik uzmanlarının sunabileceği önemli katkılar. Bunların hepsi öğrenciye ve veliye direkt fayda sağlayacak şeylerdir.

 

Anne-babalara önerileriniz nelerdir? Ebeveynler için önemli birkaç öneri alabilir miyiz?

Söylenecek aslında o kadar çok şey var ki… Temel birkaç noktaya değinecek olursak… Anne-babalar çocuklarının doğduğu andan itibaren pek çok şeye dikkat etmeliler. Yapılan en önemli hatalardan biri, çocukları çok küçük yaşlardan itibaren bilgi anlamında beslemeye çalışmak. Örneğin renkleri, rakamları öğretmek vs. Çocuk yaşının üzerinde pek çok bilgiye sahip olabiliyor ama yaşının gerektirdiği bir takım becerilere sahip olamayabiliyor. Düğmesini iliklemek, oyuncaklarını toplamak, akranlarıyla ilişki kurmak gibi konular çok arka planda kalabiliyor. Aileler çocuklarını fazlaca yapılandırılmış ortamlarda etkinliklere götürüyorlar. Çocukları mümkün olduğunca sokakta oynatmak, birçok insanla karşılaşmalarına izin vermek, birçok sosyal ilişkide bulunabilecekleri insanla bir araya getirmek anne-babaların birinci görevi olmalı. Kitapların faydası çok büyük ancak bir kitaba göre çocuk yetiştirmek de doğru değil. Her ailenin, her ortamın farklı özellikleri var. Ailenin kendi değerleri var. Akran öğrenmesi ile çocuklarının sosyal becerilerini geliştirsinler. Kutu oyunları oynarken çocuk üzülmesin diye sürekli yenilmek de doğru değil. Çocuğun özgüveni gelişsin diye bunun gibi eğilimler olabiliyor. Bu sefer çocuk kendi yaşıtlarıyla muhatap olduğunda işin öyle olmadığını görüp kendisini geri çekebiliyor. Başarısızlık duygusu yaşıyor, sevilmediğini düşünebiliyor. Anne-babaların üzerinde en çok durması gereken konu, çocuğun sosyal ve duygusal becerisini geliştirmek. Empati duygusunu geliştirmek önemli. Düştüğünde üstü kirlenir diye sürekli uyarılarla büyüyen bir çocuk ileride çeşitli sıkıntılar yaşayacaktır. Örneğin bazen bu tip durumlarda çocuk okuldaki bahçe oyunlarına katılmayıp arkadaş ilişkilerini geliştirmiyor. O da okulu sevmemeye kadar gidebiliyor. Dolayısıyla temelde duygusal-sosyal becerilerin geliştirilmesi çok önemli. Devamında zaten bilgiler doğal yollarla ve farklı şekillerde edinilebilecektir.

 

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Özellikle anne-babaların çocuklarını yetiştirirken her küçük detaya ve her şeye yetişmeye çalışırken büyük resmi kaçırmamalarını dilerim. Çocuğun biraz da kendi doğal sürecinde gelişmesine izin vermeliler. Öğretmen adaylarına ve genç öğretmenlere de şunu söylemek isterim; eğitim fakültesini bitirmek bu mesleği hakkıyla yapabilmek için yeterli değil. Sürekli gelişime önem versinler, yaz tatillerini iyi değerlendirsinler ve meslektaşlarından bir şeyler öğrenmeye hep gayret etsinler. Öğretmenliğin çok yorucu bir iş olduğunun farkında olmak gerekiyor. Yeni nesil çocukların bir şeyler öğrenmelerini sağlamak çok zor. Ama aslında kendilerine yapacakları yatırımlarla ve rehberlik uzmanlarından alacakları desteklerle işlerini büyük ölçüde kolaylaştırabilirler ve zevkli hale getirebilirler.

 

Didem Çavuşlu - Gamze Er - EğitimciRöportajıRöportaj ve Fotoğraflar: Gamze Er

Sponsor

İzmir'in Nabzı Magazin İzmir'de!
Magazin İzmir